Saturday, 3 December 2011

Sunday, 13 November 2011

Bişeydcem kızlar hani o "şehitler ölmez" atkısını kafanıza bağlıyıp öpücük, balık surat, metal işareti vs vs yapıyorsunuz ya; insanların gözünde havalı değil tam tersine terbiyesiz oluyosunuz.
Merhaba,

Ben Mina. Tutulmuş olan boynumdaki bandın kokusuyla dolmuş olan odadan, üstümdeki renkli panço, kedili terlikler ve boynumdaki mavi atkıyla sesleniyorum, kurtarın beni!


Tuesday, 8 November 2011

BISEYDICEM. Siz insanların bir şeyi eleştirmesini eleştirirken zaten eleştirmiş oluyosunuz o yüzden eleştirmeyin. Got it?

Friday, 4 November 2011

Dear Deer, I hate inside jokes if i'm not the one telling it. If i don't know what you're talking about, I'm going to ignore you. IGNORE. Just to let you know.


PS:(i don't love you) It's still not funny when you explain it.


dı delıgıt of yunivörs yiılds dı flor, çiyrs

Canım yazı yazmak istiyor ama yazıcak bir şey bulamıyorum ben bugün naptığımı anlatiyim. Neyse. Şimdi ilk olarak uyudum, uyandım.
Sonra La Belle et La Bete'i okumaya başladım(tatil ödevi de) ve bitirdim.
Sonra sabah akşam izlediğim gibi Sihirli Annem izledim.


Sonra acıktım, nutellalı krep yedim(göbekgöbekoh).


Sonra baya sıkıldım ve şov kulüpte Bülent Ersoy dramı izledim.
Öyle işte baya sıkıldım şu an neden yazılarımın altı çizili çıkıyor bilmiyorum. Bye.


Rüyamda Damla Faruk* diye biriyle evleniyordu hemde şükrü saraçoğu'nda. Ben de yetişmek için bisikletçyle pazarlık yapıyodum vermiyordu bisiklet ben koşmaya başlıyordum elimde maç biletiyle( alakayı çözemedim). Bir kız gelip bileti çalmaya çalışıyordu kaçıyordum sonra gittiğimde maç bitmiş oluyordu. eh?


*Sanırım Faruk Sihirli Annem izlemekten bilinçaltıma girdi.
videoArtık arkadaşınız yok diye sızlanmayın!
Ya, şu an Bülent Ersoy var Show Kulüp'te de. Biraz korkuyorum. Sanırım o saçları asla unutamayacağım.

Sunday, 30 October 2011

Sadece kendini düşünen, kıskanç insanlardan nefret ediyorum, gerçekten. Böyle davranıp sonra arkadaş geçiniyolar ya, o durumdan da nefret ediyorum. Hemde çok.

Tuesday, 4 October 2011

Şimdi bu sefer uzun süredir yazı yazmıyorum diyemicem ama uzun süredir düzgün yazı yazmıyorum. Şu anda naptığımı merak edeniniz varsa diye söyliyim: Pijamamı giydim elimde tuvalet kağıdı burnumu silmekle uğraşıyorum. Herneyse. Bugün değinmek istediğim bir konu var. Sevgili Serra arkadaşım verdi konumu. Konum: Star Wars! İzleyen izlemeyen(ki herkes izlemeli) herkesin aklına Star Wars diyince uçuşan ışın kılıçları ya da "yeşil minik yaratık" geliyor. Ama benim aklıma "yeşil minik y..." Yoda'dan başka olarak Star Wars'da 3. filmden itibaren başlayan Darth Vader olaylarının sebebi geliyor.- İzlemeyenlere spoiler olu.. olmaz çünkü izlemeniz gerekirdi ezikler. - Anakin Skywalker'ın Palpatine'ın peşinden gitmesi ve ona güvenmesi sırf Padmé'yi sevdiği için oluyor. Çünkü Anakin Padmé'nin öleceğinden korktuğu için Palpatine'le ölümsüzlüğü öğrenmek istiyor. Yani Anakin sevdiği için fark etmeden kötü olyor :((

Bu arada: Kont Dooku'yu oynayan Christopher Lee LOTR'daki Saruman. Fark ettiyseniz iki filmdede önce iyi gibi görünüp sonra kötü oluyor. Bu adam hep böyle rolleri oyniycak galba.


*Bide sanırım bu yazıda biraz saçma oldu. Eh kusura bakmayın hastayken, sesim boru gibiyken böyle oluyor. (Sesimle yazmadığımı şimdi fark ettim, beyin bedava.)

Neyse. He, Star Wars izlememiş olanlarda "buraya" tıklayıp izlesinler bir zahmet.


Cheers!

Wednesday, 28 September 2011

Tamam o zaman ben çok istek aldığım için bu yazıyı blogumda yer almak için yalvaran Arya ve Serra'ya adıyorum. Aslında tam olarak ne yazmam gerektiğini bilmiyorum ama şu anda düşünüyorum lalala. 2x2=4. İçimden geldi. Her neyse şimdi öncelikle Aryadan başliyalım Arya bence sessiz görünümün altında yatan chunky monkeyi bulduğunuzda çok iyi bir arkadaşa dönüşüyor hatta birlikte gemicilik oynuyorsunuz falan ondan sonra cıma eeee, Arya'yla yakın olduğunuzda aryanın komik kişiliğini bulmuş oluyorsunuz ve ayrılmanız mümkün olmuyor. Olamaz. Böyle kırmızı castin popo biber maymunu nereden bulunur? Sonra kendisi aynı zamanda zamanında Sema'ya kanmıştır (detayı later) o yüzden biraz saftır ama aslında çok akıllıdır yani yanlış anlamayın. İnsanlara kızdığında dışa vurmaz ama dışa vurursa sakının kaçın! arya sinirlenirse boş boş sinirlenmez. He ama arada delirip telefonunu sitedeki parkelere fırlatıyor. Şimdi Serra'ya gelelim bence Serra da Arya gibi sessiz görünen kişi ve çok güzel tweetleriyle önce yanlış algılanıyor ama özüne indiğinizda baya komik bir insana dönüşüyor hani. Aslında ne kadar exotic bir kız olduğunu anlıyorsunuz. İçinde bulunan portakal parçacıklarından da bunu güzelce anlayabilirsiniz ama öyle exotic olmayan herkes anlamaz ha ona göre yani. "Picture yourself in a boat on a river, with tangerine trees and marmelade skies." Aslında gözlerindeki o çizgimsi şeyler lens olsa bile "girl with kaleidoscope eyes" olabilir aslında. Tenefüslerde "su içelimmmiiiiii" sorularıma dayanıyor bide bunu asla unutmayın. Aynı zamanda onu portakal suyu buddy olarak nitelendirebiliriz. Ama en önemlisi Serra bir NOT'dur. NOT'un açılımını bilmeniz gerekmez tabi ama NOT: Nerd olma tarikatı'dır. Ben Serra'yı arada o yüzden bbmden taciz ederim. "Ödevin başına hemen!!!" tarzında. "TALK TO THA HAND nerd olmayan ezikler." Serra ayrıca puding kapını kürdanla delmeye çalışmıştır zamanında hani de detaya girmeyelim."I read the news today, oh boy!" Ama en önemlisi de ben Serra'yı da Arya'yı da çok severim! Bu yazı onlardan ilham isteyince çıktı millet, idare edin!

Cheers,

Mina

Tuesday, 27 September 2011

For Damlot Damlot


Bir arkadaşım var benim. Yaklaşık 3 yaşımdayken yuvada tanışmıştım. Bir insan sizin arkadaşlık ilişkilerinizi bu kadar renkli ve komik yapabilir mi? Eğer sizde benim arkadaşıma sahip değilseniz yapamaz. Bir insan onunla geçirdiğiniz bütün tatilleri komik ve eğlenceli yapabilir mi? Peki ya bir insan hem "eeerzincandan gildik" olup hem de "fındık kerestecisi" olabilir mi? Bir insan hem dünyanın en güzel gözlerine sahip olup hem de bu gözlerle fındıkları sadece bakarak parçalayabilir mi? Bir insan hem kabile dansları yapıp hem de ayakla çamaşır yıkayabilir mi? Bir insan hem sırp isimli (bkz.damlotzka) olup hem sırpça bilmeyebilir mi? Bir insan hem seksü şey olup hem de su bükücü olabilir mi? Bir insan avatar filminden hemen sonraki gece hava bükücü olayları dışında su bükcü hareketlerini rüyasında yapabilir mi? Bir insan sebastian bokçu başını tanıyıp atını hazırlatabilir mi? Peki ya bir insan beatles ve queen dinleyip Paul McCartney'i stüdyosuna davet edebilir mi(bkz.sorry dear i'm in the middle of a show right now please call later.)? Bir insan hem fransızca hem çince konuşturan bir kumandaya sahip olabilir mi (bkz. je suis desolée chérieBZZZTT şantiaaooo.)? Peki ya bir insan dünyanın en büyük ve şekerli cookiesini yapabilir mi? Peki ya bir insan hem ailemizin kijotlarından biri olup hem de çok sevdiğimiz bir dongotumuz olabilir mi? Eğer Damla Cinoğlu değilseniz bunları yapamazsınız! Seni çok seven Tümay Residence.
Arkadaşlık ilişkileri ne kadar farklı aslında. Ben arkadaşlığı bir ağaca benzetiyorum. Sizin gözünüzde temeli sağlam gibi görünüyor. Gittikçe dalları uzuyor. Yaprakları çıkıyor. Yemyeşil oluyor. Arada bir sonbahar geliyor. Yapraklar dökülüyor ama geri geliyorlar sonra. Siz gidip ağacınızı suluyorsunuz. Sulayan sadece siz olsanız bile büyüyor ağaç. O ağaç sizi gerektiğinde koruyor. Yardım ediyor. Ama sizi en sarsan şey ise yine en sonunda ağacın temelini ağacın tohumunu atan kişinin baltalayıp yok etmesi oluyor.
Şimdi öncelikle iyi akşamlar sayın izleyiciler.(Dunno if u exist demeden edemedim.) Benim değinmek istediğim çok önemli bir konu var çünkü 5 yıldır hep aynı soruları alıyorum ve artık buna biri bir dur demeli. Konum şu: Senkronize yüzme. Ya da su balesi. Ben 5 yıldır su balesi yapıyorum ve aldığım sorulardan biri "Elleriniz yere değiyo mu???" Cevap veriyorum:Hayır. Değemez zaten. Antremanların 2 metrelik havuzlarda yapıldığını göz önünde bulundurursanız v bizim 2 metre olmadığımızı hatırlarsanız iyi olur. Biz ellerimizle değebilmek için ayrıca neden hem gymnastic hem kondüsyon hem yüzme antremanları yapalım? Gelelim ikinci soru(n)a. "Su balesini futbolla mı karşılaştırıyosun yeaa!?!??" Cevap veriyorum: Az sonra değiniceğim gibi bir spor olan su balesinin yine bir spor olan futbolla karşılaştırılması bence gayet normal. Yine bir soru(n) olan "Su balesi spor değil ki ya o ne be hahaha!!" Cevap veriyorum: Pardon afedersiniz de su balesi spor değilse nedir? Oryantal kursuyla aynı şey falan mı sandınız biz o klor kokulu yere boşuna gitmiyoruz ve kimsenin aklında "ohhh biraz kaytarırım biraz da selülit yakarım süper olur" tarzı bir düşünce yok. Biz oraya spor yapmak ve aynı zamanda eğlenmek için gidiyoruz ve siz spor bile olmadığını söylüyorsunuz. Peki bir sorum var: Bale spor mu? Yüzme spor mu? Gymnastic spor mu? Evet mi? O zaman su balesi bunlardan oluştuğuna göre nedir? SPOR. Bunu anlayın ya da 1-2 antrenmana denemek için gelin. Ama o zaman beyninize su kaçmış olacağı ve cok yorgun olacağınız için cevabınızı söylemeye haliniz olur mu bilmem. Bu yüzden lütfen ya konu hakkında yorum yapmayın, ya da önce biraz araştırın.

Cheers,

Mina

Thursday, 8 September 2011

type your name: mina
type your name with your elbow: minz
type your name with your eyes close: mina
type your name with your nose: jğhq
Slam face into keyboard: t6

Wednesday, 7 September 2011

Natalia Vodianova, sen insansan biz neyiz?
Ben insanlarla küsüp küsmeme konusunda kendime asla güvenmeyeceğime karar verdim. Çünkü her seferinde büyük konuşup "bu sefer barışmayacağım" diyip her seferinde barışıyorum. Ama şu anda önemli olan Ece/Arya ile truce yapmış olmamız. Barıştık yeaaahuuuu!

Wednesday, 31 August 2011

Tuesday, 30 August 2011

Merhaba ben Mina. Başka kim olabilirdim ki zaten? Uzuuuun bir süredir yazı yazmadığımı fark ettim ve canım yazı yazmak istedi. Gerçi şu an ne yazsam diye düşünüyorum ama aklıma konu gelmedi o yüzden ben kısaca size yaz tatilimden okuduğum kitaplardan falan bahsediyim. İlginizi çekmeyecekse okumayı bırakın. Şimdi ben ilk olarak haziranda Roma ya gittim. Gezdik falan. Vatikan'a gittik. Sonra Vatikan'da yürürken Papa'nın kutsal kaldırımlarına sıçan bir adam gördük falan. Garipti biraz. Sonra aylardır nasıl geçeceğini merak ettiğim 3 haftalık Fransa tatili-okulu geldi. Charles de Gaulle'de uçaktan indikten sonra aklıma dank etti: "oha lan başka ailede kalıcaz tanımıyorum nasıl olucak ya gariplerse..." diye kendi kendime heyecanlandım. Sonra otogarda Arthueueur(karısı ona böyle sesleniyordu) Amca'yla tanıştık sonra kızıyla falan. Küçük kız dışında hepsi cidden çok tatlı insanlardı. Ben o 3 hafta boyunca çok eğlendim. Tunus restoranında yediğim garip kebabtan sonra başımın dönmesi ve tansiyonumun düşmesi dışında. Arada Harry Potter'ın son filmi çıktı ve biz orada orjinal/fransızca alt yazılı olarak onu izledik. Ben sonra HP kitaplarını neden okumadım? diye kendime sordum ve 1,2,3'ü Fransadaki tavan arasındaki İngiliz bayraklı odamda okudum. Laser tag'e falan gittik. Selin'le paten kaydık. Tam olarak bir yıldır falan paten kaymıyordum ama 5 yılın deneyimi yine belliydi hehe. Arada bir havanın değişkenliğinden ıslandık sonra bateau- mouche gezisinde şemsiyem koptu. Paris'de sacre-coeur kilisesinin önündeki zirzop ve zibidiler (zenciler için kod adlarımız)den biri bana "OOOO beybi" diye bağırdı. Bütün gün bacaklarım titredi korkudan. Eveti biliyorum bazen boş şeylere korkarım, endişelenirim. Kurtarın! İşte sonra "the elder wand"u aldım.(Mugglelar için dipnot: The Elder Wand Deathly Hallows'dan biri. Dumbledore'un asası. Ya da kısaca Harry'nin son filmde kırdığı.) Sonra Rouen'daki Tunuslu kıro adamlar bize ses bombasımsı bir şey attılar. Emre "Allahım!!" diye bağırdı. Böylece güzel geçen Fransa'dan döndüm. 2 gün istanbul'daydım. Çamaşırlar yıkandı zart zurt ve sonra 6 aydır çok özlediğim geleceğin yıldızları ortamına, Çeşme'ye sörf kampına gittim. Oradada çok eğlendim. Sörf yaparken kayboldum. Gözlüğüm olmadığı için yolu bulamadım. Sonra bir şekilde buldum. Karşı kıyıdan dizime gelen yosunlarda boardumu çektim falan. Çok güzeldi herşey falan ama sonra bir gün başlayan karın ağrısı. Artan karın ağrısı. Sörf yapmayan Mina. Sonra geçti. Çok güzel bir kamptan döndük. Döndükten bir gün sonra karın ağrısı. Artan karın ağrısı. Sonra endoskopi yapıldı. Yağsız makarna ve yoğurtla beslendim falan. Bu yüzden dalış kursu yapamadım. Sonra Kaş'a geldim. Şu an Kaş'tayım. Yarın Damla Cinoğlu'cuğum geliyor. Sonra Meis adasına gidicez ve cumartesi tekrar İstanbul'a dönüyorum. Ve en önemlisi ödevlerim bitti. Kısaca ben böyle bir yaz tatili geçirdim.

Aslında başka bir şey yazıcaktım ama unuttum. O yüzden şimdilik bununla idare edin. Mujks.



Thursday, 25 August 2011

..sam mı?
..masam mı?
http://jaimevogue.tumblr.com/


Belki bi bakarsınız falan hani.

Sunday, 21 August 2011

Wednesday, 17 August 2011


Anneme "İmperio" yapıp iç sesimle "Mina'yı öp!" dedim. Geldi öptü.

Tuesday, 16 August 2011

http://fizy.com/#s/17nnfk
Yazıp yayınlamadığım öyle çok yazı var ki...

Monday, 15 August 2011

İstiyorum!

Sunday, 14 August 2011

Rüyamda "Justin Bieber"'la tanışıyordum. Yan şezlongumda oturuyordu ve ben ona dönüp "You're Justin? Well, you'd better run because people will start screaming when they see you." dedim sonra high-five yaptık ve kaçtı. Tamam birdaha kıçım açıkta kalmışken uyumayacağım.

Saturday, 13 August 2011

pide ve nutella

Thursday, 11 August 2011

Size sadece everyday i'm shuffellin' diyorum.





Karnım cok ağrıyor, YETERR!
Ben yine sörf yaparken "My Immortal" söyleyip kaybolmak istiyorum.

Wednesday, 10 August 2011

Did you just call me a bitch? Well, a bitch is a dog. Dogs bark, bark is on trees. Trees are a part of nature and nature is beautiful. So yea, thanks for the compliment.
http://fizy.com/#s/16k38y

Tuesday, 9 August 2011

"Merhaba, ben bir ünlüye takıp o sevgilimmiş gibi aptal triplere giren kız. Çok gereksizim."

Thursday, 7 July 2011

Veee Roma fotoğrafları! Bu arada şu ilk resim Valentino'nun Moda evi hehe.







"Sen yeterki iste" mi ne diye bir program var ya, kadın az önce yarışmacısının kafasına Royal Wedding de taktıkları gibi şapkalar takıp sonra da "Ay kız pirens vilyım ne kaçırdığını görsün ayol ah ah ahah" dedi. Şu anda D&R'da Justin Bieber kitabını gördüğüm günden daha şoktayım. Tanrım.

Ahh, royal wedding şapkasını yidiğim. Posh.
That time will come, one day you'll see when we can all be friends.
Queen-Miracle , Bence herkes bunu izlemeli/dinlemeli.

Wednesday, 6 July 2011

Fransa'ya 4 gün!

Veee
bençokamaçokheyecanlıyım!


Little Miss Sunshine-
Ciddiyim bu film ultrasüpermükemmelşirin di.

Tuesday, 5 July 2011

Ne kadar güzel, değil mi?
Beni belki tanımıyorsunuz. Belki tanımayacaksınız. Her zaman sizin için kenarda bir yerde, "ismini duymuştum" olarak kalıcam. Belki bir yerde hayatlarımız kesişecek. Beni seveceksiniz. Belki de en azılı düşmanınız olarak göreceksiniz. Belki birlikte ağlayacağız, belki birlikte güleceğiz. Belki de hayatlarımız hiç kesişmeyecek. Sizin hep okulda gördüğünüz ama bir yıl bile denk gelip tanışmadığınız kız olarak kalıcam. Ya da sadece sizde hiç bir şey uyandırmayan bir isim olacağım. Kulaklarınıza dokunduğunda hiç bir duygu oluşmayacak. Ne nefret ne de sevgi. Belki de içtiğiniz kahvenin köpüğü kadar önemim olacak. Belki de bütün dünyanız olacağım. Belki sizinle aynı sokakta yürüyeceğiz ama siz beni bilmeyeceksiniz. Belki de yüzümü asla göremeyeceksiniz. Zamanla göreceğiz, o zamana kadar ben bir yabancı olarak kalacağım.
Neden biz bize verilmiş bu güzel gezegende barış içinde ırkçılık ve şiddet olmadan hep birlikte mutlu yaşayamıyoruz?

Bu resim çok sevilesimuhteşemtapılasıolağanüstüçokşirinçokgüzel değil mi?
Biri ödev var mı dedi?

Duyamadım da.

Chewbacca çok hoşuma gitti de. Üstüne tıklanıyo, çekinmeyin tıklayın^^.
Ha gözlüklerim mi? İçi Tiffany mavisi, dışı siyah. Bunun gibi biraz.
Artık o Roma'dan aldığım güzel Andy Warhol posterimi asmak istiyorum. Hemde çok.
Bazen gerçekten unicorn diye bir şey olduğuna inanıyorum.


bu kızı cok seviyorum





öyle
"Merhaba, ben bütün profil resimlerinde dudaklarını büzüp kaşlarını çatan, göbüşünü açan kız. 10 yıl sonra bunlara baktığımda çok utanıcam."





gli irripetibili anni 60' Roma sergisinden çok sevdiklerim