Saturday, 26 March 2011

eheh



Bazen bir macaron ormanının içinde kaybolup macaron denizinde yüzesim var.

Wednesday, 23 March 2011

Sansür

Merhaba, ben Mina Tümay. 14 yaşındayım. Belki paylaştığım için girmişsinizdir, belki de rastgele girmişsinizdir. Neyse işte bir şekilde girmişsiniz ki okuyorsunuz.

Ben blogspot kapatıldığı için şikayetçi olan, her türlü sansüre karşı olan bir kızım. Yazma hakkımız olduğunu düşünüyorum, ve Digiturk’un kapatması gereken bir yer varsa onun da “izinsiz maç yayını yapan bloglar” olduğunu düşünüyorum. Tamam, ben yazılarımı aldım buraya taşındım ama bunu yapınca iş bitmiyor. Sansür, engel kalkmıyor. WordPress’de zamanında kapanmıştı. Bugün blogspot, yarın twitter, wordpress, tekrar youtube. Kısaca kendimizi insanların kınamaları ve karışmaları olmadan duygularımızı ve düşüncelerimizi ifade edebildiğimiz yerler teker teker kapanıyor.

Başka Evren?..

Suya bakarsınız, belki durgun denize belki de nehire. Kendinizi görürsünüz. Acaba o gerçekten kendiniz midir? Fiziksel olarak evet. Ama oradaki ruh sizin ruhunuz, onun beyninden geçenler sizin beyninizden geçenlermidir? Ben aynalar ve kendimizi gördüğümüz yerlerin farklı bir dünyaya açıldığına inanıyorum. Belki paralel evrenlere açılıyordur. Bir an iki şey arasında karar verdiğimizde belki de aynada öbürüne karar vermişizdir? Belki aynanın içine girebilsek, herşeyin tersine gittiği, her şeyin ters çevirildiği bir dünyaya girmiş oluruz. Filmlerin sondan başladığı, kitapların sondan okunduğu. Mutluluğun “mutlu son” dan başladığı bir yer olur. Belki orada her şey farklıdır? Belki orada güneş kırmızıdır, bulutar pembedir. Ya da sadece odamızda asılı duran, kendimize baktığımız o ince yapılı cama bakıyoruzdur. Ama olsun, biz öyle olmasını istiyorsak, mutlaka öyledir, zihnimizde..

Blogspot Açıldı!

Uzun bir sansür savaşından sonra tekrar bloguma sahip olmak gibisi yok, çok mutluyum! Her ne kadar sevgili Fadik bize çok ödev verse de. Eheh neyse.

Anla Artık Nutella



Anla artık nutella,

seni çok seviyorum.

Anla artık nutella,

seni çok yiyorum.

Anla artık nutella, ne olur anla,

yaptığın sivilceler geçmiyor zamanla.

Seni ekmeğime krebime sürmek,

mutluluk saçıyor bana.

Ama anla artık nutella,

sen çok fazlasın bana,

sen çok yağlısın, nutella..

Aynadaki Ben

Aynaya bakıyorum. Kendimi görüyorum. Yüzümdeki beğenmediğim şeyleri düzeltiyorum. Fondotenle kapatıyorum. Kafamdan fırlayan çirkin saçları geri itiyorum. Gülümsemeye çalışıyorum. Görüntüyü, ağzımın oluşturduğu kareyi beğenmiyorum, gülümsemekten vazgeçiyorum.Sonra gözüme bir şey takılıyor.Sanki o aynadaki ben değilmişim, karşıdakinin ruhunu görüyorum. Kusurları var, fondoten sürüyor ancak işe yaramıyor. Kafasından dışa vurulan çirkin şeyler, düşünceler var. Geri sokamıyor. Ne kadar denese de saklayamıyor. Olmuyor. Sonra dişlerini ve dilini görüyorum. Dili keskin, kıvrak bir bıçak gibi adeta, dişlri ise dönen diliyle beraber zaten bozuk olan görüntüyü bozuyor. Sonra dalıyorum. Karşımdaki bana hiç yabancı gelmiyor. Elini bana uzatıyor. İstemsiz, ben de uzatıyorum. Ellerimiz değiyor birbirine, arada bir ayna olduğunu tekrar anımsıyorum, anlamıyorum. Acaba hangimiz gerçek, insanlığın olduğu tarafta?

Babam böyle sucuklu yumurta yapmayı nerden öğrendi? O.o

“Sucuk neden bu kadar güzel kokar?”

“Babam böyle sucuklu yumurta yapmayı nerden öğrendi?”

Babam iyi çok iyi aşçıdır he.

O reklamdaki zavallı kıza da acıyorum ya, yazık anlayamamış oysaki sinsi babasının her gece gizlice samanyolu tv deki Oktay Usta’nın (kadın budu köftenin adını ayıp diye değiştiren adam he) tekrar bölümlerini izlediğini. Vah yavrum.