Tuesday, 5 July 2011

Her yer soguktan buz tutmustu. O, Londra'nin karanlik sokaklarinda botlari ile buzu gicirdatarak yuruyordu. Saga sapti. Bir cift ellerindeki Starbucks kutularindan kahve iciyordu. Birbirlerine baktiklari gibi bakmiyorlardi kahvelere. Kahve sanki onlari anlatiyordu. Hayatlarini. Az sekerli ve kucuk boy. Aromasiz. Sanki onlarin hayati nasilsa kahveleri de bunu yansitiyordu. Sanki karamel aromali buyuk boy bir kahve alsalardi birden bir mucize ile hayatlari muhtesemlesecekti. Ya da oyle olmus gibi olacakti. Cift kahvelerini icmeye devam etti. O da iceri girdi ve Starbucks kasiyerine kocaman bir gulumsemeyle "Ekstra sekerli en buyuk boy karamel aromali bir kahve istiyorum" dedi. Kasiyerin cevabi "Karismak istemem ama fazla sekerli olmasin efendim?" dedi. Adam bir saniye kafasini cevirip cifte bakti, birbirlerine sanki o sogukta onlari isitan tek sey mutlulukmus gibi bakiyorlardi. Adam uzun dusunmesinin kasiyeri endiselendirdigini fark etti. Tekrar eski surat ifadesini takinip "Bana kucuk boy non-fat bir latte." dedi ve sonrasinda kahvesini alip kasiyerin garip ama eglenmis bakislari arasinda orayi terk etti. Gulumseyerek soguk Londra sokaklarinda yurumeye devam etti, eger o kahveyi alsaydi hayattan beklentisi kalmayacakti gibi hissediyordu. Aklina gelen soruya cevap verdi, o hayattan ne istiyordu? O hayattan buyuk boy karamelli bir kahve istiyordu

No comments:

Post a Comment