Sunday, 29 March 2015

isimsiz

Artık hissetmediğim duyguları yazmaya devam ediyorum. Başka konum yokmuşçasına, kafamı suyun altına sokup asla çıkarmazmışçasına, yatay bir bıçak darbesi gibi konuyu açanların yüzüne kapıyı çarpıp gitmiyorum. Tam tersine üstüne himalaya tuzu basıp göz kalemimi harcıyorum. Kimileri nostalji hastalığı, kimileri mazoşizm, kimileri de sus artık der. 10 yazılır, 2 paylaşılır, 0 okunur. Sayıları yazıyla yaz derler, öyle daha gerçekçiler. Açıkçası kendime mi topluma mı inanmalıyım bilemiyorum. İnsanlar size çok yakın bir zamana kadar emin olduğunuz şeylerin tam tersini söyleyince ne yaparsınız? Japon balıkları uçuyor demek gibi bir şey. 3 yıllık şarkılar her yıl farklı bir duygu yaşatır, kahve ise hep aynı. Peki ya kahve bile farklı tat verirse? Hayatınızın o kadar değiştiğini fark edip o kahveyi içmek saf mazoşizm değildir de nedir? Kahve şişesinin dibindeki kuru çiçekmişçesine. Kahvenin şişesi olmaz. Başka şişelerse ne ilginç etkiler yapar insanoğlunda. Siz hiç kararsızsınız diye 3 günde 3 kere kalp kırdınız mı? Ben kırdım. Saçlarımı kessem kötü karma da gider mi? Gider misin lütfen yoksa ben mi gideyim? Bazen insanın tek istediği sanki kalitesiz bir macera filmindeymişçesine bir işaret bulmaktır. Her şeyin geçeceğini, güneşin doğacağını, papatyaların açacağını söyleyen bir Polyanna gibi. Polyanna öldü, onu ben öldürdüm.

Çünkü yerde oluşan gökkuşakları aslında atık yağdır
ve bir gün bir bakarsınız ki japon balıkları uçmaya başlamış.

No comments:

Post a Comment