Monday, 16 March 2015

tomris

Yazı yazmak için ellerimi yorgandan çıkarmam gerekiyor ve üşüyorum. 21. yüzyılın Tomris Uyar'ı olmak istemiyorum artık. Biraz da bana ilham versenize. Ama sadece ilham vermeyin. Başka bir şeyler getirin ansızın. Edip Cansever gibi Monet tablolarıyla yarıştırmayın sakın. Kimse yarışamaz Monet ile. Çok kişi yazmış. Yazmış, ama hiç biri Cemal Süreya gibi yazmamış onu. Bazen aşkı anlatmak mı yoksa "aşk"ı anlatmak mı daha güzeldir onu ben bilemem. 117 şarkılık liste arasından "O" şarkı mı çıktı? İşte bunu anlatın bana. Bana çıktı ama ben anlatamıyorum. Anlatsam paylaşamıyorum. Gerçekten "gerçek ve lirik bir dostluk" nasıl diyebiliyor şaşırıyorum. 3 şair, yüzlerce şiir, bir kadın. Geç gel diyince apartman girişinde oturup beklemek gibi bir şey olmalı sanırım. Herkesin bir zen objesi vardır. Benimkini bilmeyen kalmadı. Ama o 3 adamın durumunda çok daha farklı. Hele ki o obje Tomris Uyar ise. Birini ne kadar çok seversin de saati sorunca "Onu o geçiyor" dersin? Sana saati tamir ettirmeni söylerlerse gerçekten tamir edilir mi o saat? Ya da doğrusu etmemek midir? Bozuk saat bile günde iki kere seni gösterir. Eskiden aşk varmış, aşk şarkıları, aşk şiirleri. Kadınlar el üstünde tutulurmuş, toplumun dışında değil. Mektup yazılırmış, sosyal medya denilen kabul edilme ihtiyacını karşılayan bu canavar yokmuş, insanlar tanımadıklarına hakaret etmezmiş. Muhallebi yenilirmiş, inanabiliyor musun? Muhallebi! Yağmur yağınca kaçılmazmış, altında sarılınırmış. Belki uzun süre sonra ilk defa önemli olan iç güzellik oluvermiş. Sonra teknoloji diye bir şey çıkmış çocuklar. Ne Cemal'in şapkalı adamı, ne de Özdemir'in Lavinia'sı kalmış. Mavi bir huy olmaktan çıkıp tekrar bir renk olmuş. Çiçekler fotoğraf çekmek için, duygular göstermek için. Bazen karşı penceredeki gizemli kadını sadece merak etmek gerekir. Sol perdeyi açıp ayı içeri almamak. Varlığıyla mutlu olmak. Keşke romantizm ölmeseydi be. Sabahattin Ali gibi şiirin "o" nun yüzü olduğunu yazsalardı tekrar alt dudaklardan bahsetmek yerine. Ya da ben 30 yıl erken doğsaydım. Apartmanın önünden kalkarken aklımda hala tek bir soru: O sana gitme dedi ama, neden gittin Lavinia?

No comments:

Post a Comment